ARKADAŞLIĞIN EN GÜZEL HALİ : GILMORE GIRLS

Bu yazı dizinin ilk 3 sezonunu kapsamaktadır.

Kitap ve kahve kadar birbirine yakışan, bu uyumu yakalayan başka bir ikili var mı sizce? Belki müzikte bunlara eşlik edebilir. Ama ben müziği kitap okuma esnasına dahil etmeyi pek sevmiyorum. Müzik kimi zaman bir yol arkadaşı, kimi zaman dolapta daima var olduğunu bildiğin ve canın istediği anda yiyebileceğini düşündüğün bir kurabiye, kimi zaman dışarıda delicesine yağmur yağarken senin içerde izlediğin bir film, kimi zaman bir şiir kitabı … Müzik her şey olabilir. Müzik yakışmak istediği her yere yakışabilir.

Ama biz biraz kahveden bahsedelim. Kahve demişken aklıma birden kim geldi sizce? 🙂 Evet evet bencede. kahveyi sonraya bırakabiliriz.

Geçen yaz dizi bloglarında gezinirken bir dizinin incelemesini gördüm. Açıkcası daha önce nasıl duymadığıma hala şaşırıyorum. Çünkü hem eski bir dizi, hem arkadaşlık teması ağır basmış, hem aile gibi sıcacık bir havası olan ve hayatın iyi-kötü , mutlu-mutsuz her anını hissettiren ve sana dizideki karakterler ile birlikte yaşatan bu dizi beni çoktan kendine aşık etti. Şuna eminim ki ; bundan sonra yapılacak hiç bir dizi ”Gilmore Girls” tadında olamaz. Bundan sonra izlediğimiz hiç bir tutku, Lorelai’in kahve bağımlılığı kadar gönlümüzde yer edemez. Ya da Rory kadar hiçkimse bizi kitaplar konusunda motive edemez. Diziyi izleyen herkesin benle aynı fikri paylaştığını hissedebiliyorum.


EN İYİ ARKADAŞ, AYNI ZAMANDA EN İYİ ANNE

Aslında bakarsanız Lorelai’ı izlerken çok şey hissediyorum. Mutluluk, gurur, hayranlık … Genç yaşta anne olması ona bu olgunluğu veren en önemli şey. Hepimiz biliyoruz bunu. Olgunluk mu dedim ? Evet olgunluk. Diziyi izlediğim sürece Lorelai ‘ın hep olgun ve güçlü bir kadın olduğunu düşündüm. O şımarık ve çocuksu tavırlarının altında aslında ne kadar olgun bir kadın olduğu yatıyor. Kendi başına bir kız çocuğu büyütmüş ve bu süreçte kimseye muhtaç kalmamış. Elinde ne varsa bu süreçte çalışmış ve kendi emeği ile kazanmış. Üstelik Rory’i çok mutlu ediyor. En imrendiğim yanlarından biri ise Luke gibi birine sahip olması. En başından beri sahip oldukları o arkadaşlığa hayran kalmamak mümkün değil. Tüm anne ve baba baskısını, alaycı tavırları ile 35 yaşlarında bile idare etmeyi başarabiliyor. Şunu söylemek istiyorum ki; Gerçekten Lorelai gibi biri olabilmeyi çok isterdim. Ama ben hayatımı bu kadar eğlenceli hale getirebileceğime inanmıyorum.

RORY

Olaylar karşısında fazla sakin bir tavır takınabilen, soğukkanlılığı ile tanıdığımız, kitap tutkunu ve çalışkan , fakat ilişkilerinde de bir o kadar başarısız Rory…

En başta şunu söylemek istiyorum : Rory hayatımda verdiğim kararlarda senin kadar istikrarlı olabilmeyi çok isterdim. Bir insan hiç mi değişmez. Hiç mi farklı bir insan olmaz büyüdükçe… Bence olmuyor bu kız. Bir de senin kadar çalışkan olabilmeyi de isterdim tabii. Henuz senin kadar başarılı bir okur olamamış olsam da, zaman içinde bu konuda sana yetişebileceğimi düşünüyorum.

Bu kadar övgü olmaz biraz da başarısızlıklarından bahsetmek lazım mesela aşk hayatı ve tercihleri…Tabii ki herkes her işte başarılı olacak diye bir şey yok bu kızımız da aşkta meşkte bahtsız işte.

Rory’nin başına gelebilecek en güzel şey Dean’di. Ama aşka gelince genel bir kural vardır hepimiz biliriz. Kimse doğru kararlar veremez. Neredeyse hiçkimse, doğru olan kişiyi sevemez. Sevseydi zaten konu aşka gelince ortalık bu kadar karışır mıydı? Rory’de istediği her zaman yanında olabilen, onu herkesten çok sevip değer veren Dean’i sevemedi işte. Serseri stil her zaman kazandığı gibi burda da kazandı. Aşık etti kendine kızımızı Jess… Ve istediğini aldı da. İtiraf … Kendisini bir türlü sevemedim. Artı olarak, birbirine benzeyen iki kişinin birlikteliğinin yürüdüğüne de pek inanmıyorum.

Kızımızın bir başka boyfriend’i daha olacakmış ilerleyen sezonlarda görücem bende. Söylemeyi unutmuşum , ben hala diziyi izliyorum yani bitirmiş değilim. Bir diğer Friends vakası daha yaşamak istemediğim için sindire sindire izliyorum tadına vararak. Bitince boşluğa düşeceğim çünkü:(


HAYALİ KASABA : STARS HOLLOW

Adı gibi kendisi de hayali olan bir kasaba. Washington Depot kasabasından ilham alınarak yapılmıştır. Yani üzücü ki gerçekte böyle bir kasaba yok. Bunu öğrendiğimde asla bir akşam üzeri Lukes da bir kahve içemeyecek olmak beni üzdü. (Sanki olsa içebilecekmişim gibi 😀 ) Ama adı ve kendisi yeter bence biz varmış gibi davranabiliriz… 🙂

Gerçekten büyüleyici değil mi ?

Özetlemek gerekirse, Gilmore Girls bir efsane olmayı başarabildi ve bu yüzden ki yeni bölümleri gelmeye devam etti. Ben yavaş yavaş izlemeye devam edeceğim. Bittikten sonra soluğu burada alacağıma eminim.

hy

Kelimeleri tozlu kitap sayfalarında terketmeye gönlüm razı olmadı, biraz da ben yazayım istedim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir